Arya Hikayeleri: Esra Serbes

Esra Serbes, Girişimci / Naturansa

Anadolu Üniversitesi Biyoloji Bölümü’nden 2014’te mezun oldu. Gen klonlama konusunda çalıştı, İspanya’da laboratuvar deneyimi kazandı. Henüz lisans öğrencisiyken TÜBİTAK projesi yürüttü. Bir dizi tesadüf sonucu kendini gıda sektöründe buldu. Türkiye’de böceği bir protein kaynağı olarak değerlendirmeyi hedefleyen Naturansa’yı kurdu. Geçtiğimiz aylarda Silikon Vadisi’nde yatırımcıların ilgisini çekti. Çalışmalarına orada devam ediyor.

Yenilebilir böcek üretme konusundaki bir girişim fikrine nereden geldin? Okul hayatım çok yoğundu ama küçüklüğümden beri çeşitli sporlara olan ilgim üniversitede doğa sporlarına yönelmişti. Mezun olduktan sonra gelecek planları yaparken tamamen doğada yaşamaya başladım. Sık sık tarım ve hayvancılık ile uğraşan insanlardan problemlerini duyma fırsatım oldu ve geleneksel yöntemlerin sürdürülebilir olmadığını, aslında şehirleşme ile biz genç nesilin bu alanlardan uzaklaştığımızın ve problemlerin farkında olmadığımız için inovatif çözüm önerisi sunabilecek teknolojileri geliştirmekten uzak kaldığımızı gördüm. Doğayı bu kadar seven biri olarak severek çalışabileceğim, temel bilimlerdeki tecrübelerimle birleştirebileceğim bir çözüm üretmek adına şehre dönüp, bu konuda globaldeki yeni gelişmelerin ne olduğunu araştırmaya başladım. Yenilebilir böceklerin özellikle de ürettiğimiz türün bu konudaki en iyi çözüm olacağına karar verdim.

Hem Türkiye’deki hem de Silikon Vadisindeki girişim ekosistemini biliyorsun. Karşılaştırmalı gözlemlerin neler? Silikon Vadisi’nin yeniliklere çok çabuk adapte olmasının yanı sıra girişimcilik ekosistemi konusunda da avantajları çok fazla. Amerika’da çok fazla girişim var evet ama çok fazla da hızlandırma programı ve yatırımcı da var.

Onlar arasında da en iyi girişimlere ulaşma rekabeti var ve bunun için yatırımcılar da çok çalışıyorlar. Girişimciye olan tutumları, sağladıkları faydalar ve ya zararlar gibi konularda çok dikkatliler. Çünkü yatırımcı veya hızlandırma programının tek görevi finansal kaynak sağlamak değil. Eğer girişimci bu oluşumlardan kaynaklanan maddi veya manevi bir zarar görürse bu hemen duyuluyor ve yatırımcının repütasyonu da zarar görüyor.

Türkiye’de de gerek devlet desteklerinin artması gerek melek yatırımcı ve hızlandırma programlarının artması ile ekosistem genişliyor. Yine de bu bu zihniyetin mantalitenin henüz Türkiye’de maalesef tam oluşmadığı düşüncesindeyim.

Kendisi son derece inovatif bir fikir olmakla birlikte inovasyon kavramı işinin neresinde, seni nasıl yönlendiriyor? Kendi alanınla ilgili bir gelecek projeksiyonu yapar mısın? Mesela, gelirken yarım kilo böcek alır mısın diyeceğimiz günler yakın mı? Beslenme alışkanlıklarımız nasıl değişecek? İki yıl süren Ar-Ge çalışmalarının ardından ilk olarak pet sektörünü hedefleyerek ürünlerimizi piyasaya sürdük. Aslına baktığınızda hem biz hem hayvanların kullandıkları protein kaynakları aynı ve aynı problemler her iki sektörde de var. Pet hayvan yemi 70 milyar dolar büyüklüğünde ve bunun 30 milyar dolarını Amerika Birleşik Devletleri oluşturuyor. Gerek pazar büyüklüğü gerekse de girişimcilik ekosisteminin farkını bildiğimden aslında başından beri hedefim Amerika’ya açılmaktı. Pre-seed yatırım alarak bu fırsatı yakalamış olduk ve haziran ayından beridir Silikon Vadisi’nde bu ekosistemin içerisindeyim, kasım ayında Amerika şirketimizi kurduk. Şimdi hem Türkiye hem de Silikon Vadisi’ndeki yatırımcılardan yatırım alıyoruz. Bu sayede üretim kapasitemizi arttırarak Amerika pazarına açılacağız. Aynı zamanda yeni aldığımız Kosgeb Ar-Ge ve İnovasyon Desteği ile de ilk insan gıdası pazarına yönelik protein içeriği daha da arttırılmış olan prototiplerimizi de geliştiriyoruz. Mevcut ürünlerimizde etin yaklaşık 2 katı protein, 100 katı kalsiyum ve 4 katı fosfor var. Fakat hedefimiz, klasik bir besin özellikle de protein içeriği bir ürün çıkarmak değil, burada da mevcut problemlere çözüm getirecek ürünler geliştirmek. Geleneksel protein kaynaklarına alerjisi olanlara, böbrek ve kanser hastaları gibi diğer ürünleri sindiremeyen hastalara ve bir de sporculara yönelik besinler çıkarmayı hedefliyoruz. Daha kişiye özel besin içeriklerinin hazırlanmasının, farklılaşmanın önemli olduğuna inanıyoruz.

 İki yıl süren Ar-Ge çalışmalarının ardından ilk olarak pet sektörünü hedefleyerek ürünlerimizi piyasaya sürdük. Aslına baktığınızda hem biz hem hayvanların kullandıkları protein kaynakları aynı ve aynı problemler her iki sektörde de var. Pet hayvan yemi 70 milyar dolar büyüklüğünde ve bunun 30 milyar dolarını Amerika Birleşik Devletleri oluşturuyor. Gerek pazar büyüklüğü gerekse de girişimcilik ekosisteminin farkını bildiğimden aslında başından beri hedefim Amerika’ya açılmaktı. Pre-seed yatırım alarak bu fırsatı yakalamış olduk ve haziran ayından beridir Silikon Vadisi’nde bu ekosistemin içerisindeyim, kasım ayında Amerika şirketimizi kurduk. Şimdi hem Türkiye hem de Silikon Vadisi’ndeki yatırımcılardan yatırım alıyoruz. Bu sayede üretim kapasitemizi arttırarak Amerika pazarına açılacağız. Aynı zamanda yeni aldığımız Kosgeb Ar-Ge ve İnovasyon Desteği ile de ilk insan gıdası pazarına yönelik protein içeriği daha da arttırılmış olan prototiplerimizi de geliştiriyoruz. Mevcut ürünlerimizde etin yaklaşık 2 katı protein, 100 katı kalsiyum ve 4 katı fosfor var. Fakat hedefimiz, klasik bir besin özellikle de protein içeriği bir ürün çıkarmak değil, burada da mevcut problemlere çözüm getirecek ürünler geliştirmek. Geleneksel protein kaynaklarına alerjisi olanlara, böbrek ve kanser hastaları gibi diğer ürünleri sindiremeyen hastalara ve bir de sporculara yönelik besinler çıkarmayı hedefliyoruz. Daha kişiye özel besin içeriklerinin hazırlanmasının, farklılaşmanın önemli olduğuna inanıyoruz.

Naturansa olarak rakiplerden farklı bir vizyonumuz var, daha fazla insan için daha sağlıklı ve çevreye faydalı bir ürün üretmek istiyoruz. Özellikle bizim kültürümüzdeki insanların henüz beslenme alışkanlığında böceklerin yer alması günümüzde uzak bir düşünce gibi gözükse de aslına bakıldığında dünyada böcek yiyen insan sayısı 2 milyardan fazla. İnsanların bu yeniliğin faydalarını bildiğinde bakış açılarının değişebileceğine inanıyoruz. Özellikle mevcut protein kaynakları ile ilgili problemlerin batı ülkeleri tarafından da fark edilmesiyle birlikte birçok restoran ve marketlerde artık yenilebilir böceklere yer veriliyor. Toplumlara bakıldığında vejetaryen ve vegan sayısı her geçen gün artıyor, insanların bu tercihlerinin altında farklı sebepler yatsa da etik değerler anlamında bu beslenme alışkanlığını seçenlerden bir kısmı hayvansal kaynaklı besinlerden yalnızca böcek tüketen bir veganlık türüne geçiş yapmaya başladı, hatta bunu tercih eden insanlara da ento-vegan deniliyor. Sebze meyve yetiştirirken ilaçlarla milyarlarca böcek öldürüldüğü düşünüldüğünde yenilebilir böceklerle beslenmekte bir sakınca görmüyorlar. “Veganlar böcek yerse aslında doğaya daha az zarar verirler” başlıklı makaleler bile bulabilirsiniz.

Leave a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir